25° Açık
  • EURO
    Warning: number_format() expects parameter 1 to be double, string given in /home2/gazete/domains/diyarbakirgazete.com/public_html/wp-content/themes/wphaber/header.php on line 129
  • DOLAR
    Warning: number_format() expects parameter 1 to be double, string given in /home2/gazete/domains/diyarbakirgazete.com/public_html/wp-content/themes/wphaber/header.php on line 133

Cemiloğlu: “Kadınlar olarak yaşama çok pozitif bakıyoruz”

Diyarbakır - 18 Ekim 2020 13:00 A A

Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD) Başkanı İş Kadını Ferda Cemiloğlu, Pandemi sürecinin vurgun yaptığının altını çizerek, “Çünkü biz halk olarak da kadınlar olarak da yaşama çok pozitif bakıyoruz. Bu coğrafyanın hep kaderidir. Keder mi Kader mi diyorlar ama bence bu coğrafyanın çok pozitif yönleri var. İnsanların kendi kendine yetmesini ve evde de kendisiyle bir şeyler yapabileceğini, bütün zorluklara rağmen, bütün ekonomik sıkıntılara rağmen yine kadınların çabası yadsınamaz. Evin içinde de evin dışında da bütün ilişkilerde de gerçekten bir içişleri bakanı gibi süreci çok iyi idare ediyor kadınlar” dedi.

DOGUNKAD Başkanı Ferda Cemiloğlu ile yaptığımız röportajın detayı;

Okurlarımızın sizi yakından tanımaları açısında Ferda Cemiloğlu kimdir?

Çocukluğum Türkiye’nin dışında geçti. Ancak lise 1’de Diyarbakır’a gelerek, Ziya Gökalp Lisesi’nde misafir öğrenci olarak geldim. Mezun olduktan sonra Ankara Hacettepe Üniversitesinde okudum. O dönem 1980 yani İhtilal döneminde evlendim. Çocuklarım 5 yaşında iken özel okula götürmek istedim. İşte, benim hasbelkader ticaretim ve girişimci kadınlığım resmi olarak orada başladı. Daha önce Aile şirketlerinde ortak idim. İçindeydik, ama aile şirketi olduğu için bireysel bir çaba harcanmamıştı. Dolayısıyla İlkem Lisesi benim ilk girişimimdi. Hem çocuklarımla birlikte oldum, çünkü çok özgün bir okuldu. İflas edince öğretmenlerin ve öğrencilerin dağılmasını istemedik.

“O DÖNEM TÜRKİYE’NİN EN İLGİNÇ OKULUYDUK”

Türkiye’nin ilk ilginç okuluydu. Şöyle ki; öğrencilerden, hizmetlisinden, okul aile birliğinden, kurucu temsilciden hepimizden bir kurul oluştu. Eğitim felsefesini belirliyordu. Servis’in sözleşmesinden aylık kiraya ve çıkan yemeğe kadar herkesin bir oy hakkı vardı. Okul bana ait olduğu halde benim de bir oy hakkım vardı. O dönemde basında çok güzel şeyler konuşuluyordu. İlk çantasız, ilk serbest giyinen ilk iki dilli bir öğretim veriliyordu. 1988-89 yıllarında aldığımız okulun adı ilkadım idi, biz İlkem’e çevirdik. Çocuklarım ortaokula gelinceye kadar bu okul devam etti. Ve bu okulların batıl alanları vardı.

Sivil toplum örgütleriyle ilk tanışmanız ne zaman oldu? Ve Nasıl?

“SAHİBİ OLDUĞUM OKULDA, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE TANIŞTIM”

Orada Sivil toplum örgütlerine yemek salonlarımızı hafta sonları onlara tahsis ediyorduk. Dolayısıyla ilginç bir ortam oluşuyordu. Sivil toplum örgütleriyle de tanışma ve buluşmayı sağladık. Daha çok kadın bilincinin de yoğun olduğu Kadın Dayanışma Vakfı idi. Kadınların bir araya gelerek, mor çatıdan önce sığınma evi olan SHP döneminde Ali Rıza bey dönemi Altındağ’da ilk sosyal hizmet birimleri ve sığınma evleri açan bir vakıftı. Vakfın hem kurucu üyeliğini hem uzun dönem başkan yardımcılığını yaptım. Bende o dönem sığınma evinden sorumluydum. Çünkü şiddete uğrayan kadınlarla çok haşır neşir olmak hem çok dilli olduğum için hem de farklı kültürler üzerimde taşıdığım için iyi anlaşıyordum.

Hangi sivil toplum kuruluşlarında görev yaptınız?

KADER’DE BAŞKAN YARDIMCILIĞI YAPTIM

O süreçten sonra siyasette kadının yeri çok önemliydi. KADER (Kadın adayları Eğitme ve destekleme Derneği) İlk başkanımız Şirin Tekeli idi. O da kendi içinde bir ekoldü. Kadın Kütüphanesini kuran, KADER’in kurucusu olan inanılmazbir kadın bilinci ve adalet duygusunun geliştiği biriydi. Onunla yola başladım. Birkaç dönek KADER’in Ankara ve Genel Merkez yöneticiliğini yaptım. Onun gibi Doğu Ergil’in kurduğu TOSAV, uzlaşma zemini üzerine kurulan bir sürü haşim haşiminin, Hakim Çetin’in Behlül Yavuz’un, Şehmus Diken’in benim bulunduğu Dünyanın her tarafından toplantılarımızın katıldığı çok daha farklı arkadaşlarımızla birlikte toplumsal barışı uzlaşma zemini üzerine kurmuş bir vakıftı. Çok ciddi çalışmalarımız oldu. Bir taraftan da yine benim ortak olduğum tıbbi malzeme medikal firması devam ediyor. Hastaneler kuruyoruz. Çok meşhur olan Düzen laboratuarların hizmetini sunduk. Türkiye’ye ilk ultrasyonu getiren de biziz. Ankara Kadın Hastanesi Oya hanım döneminde ilk tüp bebek ünitesini kuran biziz. Doğum evinde. Velhasıl böyle farklı sektörlerde bir taraftan sivil toplum örgütü devam ederken, bir taraftan da bu tip işler yaptık.

“MÜLTECİLER VE SIĞINMACILARLA DAYANIŞMA DERNEĞİ KURDUK”

Yine BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından size verilen dünya çapında bir ödülünüz var? O süreci de bize değerlendirebilir misiniz?

Hayatımdaki dönüm noktalarından biri; Mülteciler ve Sığınmacılarla Dayanışma Derneği oldu. AB’nin bir projesi olan İç ve Dış göçler üzerinde çalışma yapıyorduk. O dönem Olağanüstünün sıkıntıları vardı. Bize zor izin verdiler. Biz Doğu ve Güneydoğu illerini incelerken, İran, Irak ve bilhassa Afganistan’dan çok göç aldığını gördük. Onun üzerine bir projemiz vardı. Fakat o dönem çalışan olmadığı için ben bütün işyerimi kapatarak, sorumluluğumu bırakarak, Van’da yaşamaya başladım. Orada da binlerce mülteciye hizmet ettim. Afganlısından tutun her türden milletin vatandaşına hizmet ettim. Çok başarılı bir hizmet idi. Bu hizmet Türkiye’de çok yerine oturdu. BM Yüksek Mülteci Komiserliğinin de ortak çalışması ve Van’da Valilik, Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve halk evleri ile birlikte mültecilerin çocuklarını eğitimi adına çok ciddi bir ağ oluştu. Sonrasında Koç Üniversitesi buna müdahil oldu. Ve ben işte 20 Haziran’da BM tarafından Nobel ödülü gibi bir ödül aldım. Dünyada bu ödülden alan birkaç kişiden biri de ben oldum. Bütün dünya mültecileri beni seçmişlerdi. O benim çok onur duyduğum bir olay.

“YERLİ HALKA DA HİZMET ETTİM”

Van sürecince mültecilere hizmet ettiniz? Peki yerli halk için ne yapıyorsunuz?

O dönemde de şimdi adı YAKA olan Bakanlar Kurulu Kararı ile bir kooperatif kuruldu. Yine çok ciddi bir ticari yapısı vardı. Hem Şamran mahallesinde bir ev ve Van Kalesi’ni Valilikten ve özel idareden aldık. Van Kalesi’ni hem bir çalışma alanına, hem atölyeye çevirerek kadın kooperatifi olarak orada bir fark yaratarak, o dönemin bütün sivil toplum örgütlerine örnek olduk. Orada yaptığımız hizmetlerden dolayı da Türkiye’nin en iyi girişimci ödülünü aldım”

“ERBİL’DE KÜRDİSTANİ İŞ KADINLARI DERNEĞİNİ KURDUK”

Ve sonrası 2003 yılında ABD’nin Irak’a yönelik bir harekâtı oldu malumunuz. Harekat sürecinde neler yaptınız?

2003 yılında ABD’nin Irak’a yönelik süreci başladı. Bu kez Erbil’e gittim. Ve Erbil’de 1 yıl ortamı gözledim. Her zaman olduğu gibi çok gönüllü hizmetlerde bulundum. O süreçte Karsasi ile içinde Kürdistani iş kadınları derneğini kurduk. Onun başkanlığını yaptım. Dünyanın her yerinde Akradite olduk. Federasyonu ve Irak’ı temsilen toplantılara gittik. Onlarda çok onur verici idi. Çok başarılı kadınlar ve onur verici işler yaptık. Erbil’de Kadın merkezi açtık. O dönem DOGÜNKAD’ın Başkanı Nevin İl yönetimdeki arkadaşlarının büyük emeği oldu. Her yerden gelen gönüllü kadınlar toplantılarını yapabiliyorlardı, şirketlerini kuruncaya kadar odalarımızı kullanıyorlardı. Gönüllü avukatlarımız şirket kuruluşu ya da sıkıntılarının protokollerini oluşturuyorlardı. Bir örnekti. Binayı kendimiz yaptık. DAİŞ geldikten sonra çok büyük sıkıntılar çekmeye başladık ve orayı boşaltmak zorunda kaldı. Merkez kapandı ama dernek devam ediyor. Ellerinden geleni yapıyorlar.

DOGÜNKAD Başkanlığı’na gelişiniz nasıl oldu?

Yine baştan beri desteklediğim ve toplantılarına geldiğim için üçüncü dönem başkanlığını sağolsun oy birliği ile başkanlığı bana verdiler. Başkanlığa geldiğim günden beri bir sayımız çoğaldı. Zaten çok gönüllü yapıları vardı. Sağ olsunlar ben olmadığım zamanlar yönetimdeki bütün arkadaşlarım cidden büyük bir özveri ile katkı sundular.

“KADIN MECLİSİ’NİN FİKİR BABASI DOGÜNKAD’DIR”

Türkiye’de bir ilk gerçekleşti Ve İlk kez Bir ticaret ve sanayi odası bünyesinde Kadın Meclisi kuruldu. Bunu da sağlayan siz yani DOGÜNKAD oldu. Kadın Meclisi’nin kurulma aşamasını değerlendirebilir misiniz?

İsveç büyükelçiliğinin bir projesi vardı. O projeyi yakından basıp dağıtacağız. Proje çok önemliydi. Çünkü 8 İli gezdik, Ticaret ve Sanayi Odaları ve kadınlarla buluştuk, onları dinledik, onların isteklerini, handikaplarını bir bağ oluşturduk. İlginç ve önemli bir çalışma idi. Biz onlardan çok şey öğrendik, onlarda bizden belki haberdar oldu. Toplantılarımız oldu. Tabi bu arada, Ticaret ve Sanayi Odası seçimi oldu. Seçim sonrası Oda’da bir Kadın Meclisi’nin kurulmasının fikir babası DOGÜNKAD’dır. Ve DOGÜNKAD kendi içerisinde bu fikrine destek veren hangi liste ise onu destekleyeceğini söyledi. Mehmet Kaya ve yönetimi buna çok sıcak baktı. Sonuna kadar sözlerinde de durdular. Burada onlara teşekkür ediyorum. Kadın Meclisi Türkiye’de bir ilkti ve ilk defa yönetime kadın taşıdık. Kaç kişi de Komite başkanı oldular. Bu bizim dönüm noktamızdı. Ticaret ve Sanayi Odası’na bize bir yer verdiler. Biz daha demokratik olsun diye başkanlık yerine sözcü kelimesini tüzüğümüze koyduk. Biraz o tartışmalar yaşamamıza rağmen aldığımız çok doğru bir karardı. Yılda bir sözcümüz değişiyor. Kadın Meclisi’nin ilk sözcüsü daha önce DOGÜNKAD’ta başkan yardımcılığı yapan Sevim Vuraldı, Şimdi de Seda Berakatoğlu sözcülük yapıyor. O da genç bir arkadaşımız, güzel projeler yapacağından şüphem yok.

“KADINLAR PANDEMİ SÜRECİNİ DE İYİ İDARE ETTİLER, EDİYORLAR”

Pandemi sürecini değerlendirirsek, bütün yaşamı alt üst eden bu süreç kadınları nasıl etkiledi?  Ya da çok fazla etkiledi diyebilir miyiz?

“Şimdi Pandemi süreci başladı. Bu da bir vurgun. Farklı bir yaşam tarzı. Belki de bunu da öğreneceğiz. Çünkü biz halk olarak da kişiler olarak da yaşama çok pozitif bakıyoruz. Bu coğrafyanın hep kaderidir. Keder mi Kader mi diyorlar ama bence bu coğrafyanın çok pozitif yönleri var. İnsanların kendi kendine yetmesini ve evde de kendisiyle bir şeyler yapabileceğini, bütün zorluklara rağmen, bütün ekonomik sıkıntılara rağmen yine kadınların çabası yadsınamaz. Evin içinde de evin dışında da bütün ilişkilerde de gerçekten bir içişleri bakanı gibi süreci çok iyi idare ediyor kadınlar”

“BU COĞRAFYADAKİ İNSANLARIMIZIN YARATICI BİR YAPISI VAR”

Pandemi süreci topluma neyi öğretti?

Belki bu süreç insanların daha içe dönük bakmayı ve kendi yöresini kalkındırmayı da göz önünde bulundurdu. Tarım ve tekstil açısından da bu çok önemliydi. Dolayısıyla bunlar artı diye bakmak lazım. İnsanlar oturduğu yerden ben ne yapabilirimi düşünmeye başladı. Ve başardılar, başarmaya da devam ediyorlar. Bence bu da girişimciliğin bir başka yönü. Biz kadınlar bulduğumuz tüm boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Ve orayı kendimize adapte ediyoruz. Bu kültür ne Amerika ne Avrupa ve ne de Çin kültüründe kesinlikle göremezsiniz. Yani dev ekonomik yapılar. Çünkü onlar bir patent alıyorlar ve onu Japonya ve Çin taklit ediyor. Fakat bu coğrafyadaki insanlarda bu yok. Çünkü bir yaratıcı bir yapıları var. Mücadele yapıları çok güçlüdür. Asla enseyi karartmıyorlar. Ve bence en önemlisi de yaşam tarzları. Aileler dostluklar, paylaşımlar, insanlara güç katıyor. O enerji müthiş bir aura yaratıyor. Burada insanları o girdabın dibine itmekten kurtarıyor. O girdaptan seni bir şekilde fırlatıyor. O fırlatmaları çok seviyorum. Her fırlatma bana göre yeni bir yaşamdır. Dolayısıyla o girdapların oluşumu bence bizi çok korkutmuyor. Korkutmamalıdır da.

“KADINLAR GÜÇLERİNİ KÜÇÜKMESİNLER”

Çünkü bu coğrafya hep zor olmuştur. Buna rağmen tabi ki buda bazen şikayet ediyorlar. Bazen şiddetten bahsediyorlar. Doğrudur. Demokrasiden, adaletsizlikten hepsi var. Fakat gücümüzü küçümsüyoruz. Halbuki bizdeki güç ki bunu abartmıyorum. Dünyanın hemen her yerinde yaşayan biri olarak ve o kültürleri üzerimde çok taşıyan biri olarak bizim çok farklı bir genetik yapımızın olduğuna inanıyorum. Gerçeği de bu. Bizim bakış açımız gerçekten çok geniştir. Ben hiç umutsuz olmuyorum. Bir şekilde hiçbir şey yapmazsak, köye gider bir çadır kurar ve 5 aile bir araya geliriz yine de yaşarız. Yaşam bizi korkutmuyor.

Süreç, üretici bir toplumu, tüketici hale getirdi? Yeniden üretime geçmek için ne yapılması gerekir sizce?

“SERMAYENİN DİNİ, İMANI, FELSEFESİ YOKRU, HUZUR VE İSTİKRARA GİDER”

“Sermayenin dini, imanı, felsefesi yoktur. Emniyet, huzur, istikrar nerede ise, sermaye de oraya gider. Sermayesi olan insanlar daha istikrarlı bölgelere taşınmak zorunda kaldılar. Bunların hepsi birer faktör. Yani bütün bu analizleri yaptığımız zaman çok da insanların üzerine gidemiyorsunuz. Adamın elinde bir sermayesi var, bir şey yapmak istiyor. Buna örnek olarak Halis Toprak kaç tane fabrika açtı. Belli bir dönemden sonra yatırımlar durdu. Başlarına bir sürü şey geldi. Zeytinyağı fabrikasını parça parça ettiler. Mermer fabrikası birkaç yatırımcının bir araya gelmesiyle yeniden açıldı. Çok büyük onur vericiydi. Katılan tüm arkadaşlarımıza ve fikir kiminse bir fabrikanın yıllar sonra yeniden açılması çok büyük bir durum. Daha öncede çok yaşanan örnekler olduğu için doğrudur da”

“PANDEMİ SÜRECİ İLE YAŞAMAYI ÖĞRENECEĞİZ”

Tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına almaya devam eden Pandemi sürecinin kötü olduğu kadar iyi yönlerinin de olduğunu söyleyebilir misiniz?

“Ben bu pandemi sürecinin çok korkunç olacağını düşünmüyorum. Çünkü bir biyolog olarak bütün virüslerin sürekli mutasyona uğrayacağını fakat buna karşılık insanların da mutasyona uğrayacağını biliyorum. İnsanların yüksek moralli olmaları çok iyi morali oldukları zamanda çok iyi hormonların salgılanacağını ve her antijene karşı çok ciddi bir antikorun da oluşacağını bildiğim için tabi ki bununla da yaşamayı öğreneceğiz. Bir gün iki günde kesin gitmeyecektir. Onunda mutlaka ilacı bulunacaktır. Her yerde söylüyorlar. İnanıyorum muhakkak bulacaklardır.

“PANDEMİ SÜRECİNİN POZİTİF YANINDA OLDUĞUNU GÖRDÜK”

Fakat korunma ve sürekli denetleme koşuluyla başkalarına da hayatı zehir etmeden bununla yaşamayı öğreneceğiz, öğrendik de… İkinci süreçte gelecek. Evin içinde olmayı belki ailelerimize dönük farklı bir yaşam haline dönüşmeyi, çok brand ve marka giyinmenin de artık önemli olmadığını, çok paranın da çok bir şey ifade etmediğini, bütün bunların yeniden göz önünde bulundurduğu için belki bir pozitif yanının da olduğunu, dolayısıyla yaşantılarımızı felsefi olarak biraz gözden geçirme olanağı da tanıdığı için böyle bir ders de çıkartabiliriz. Hep kötü yönlerini düşünerek değil. Büyüklerimize saygı duyacağız, onlara çok iyi bakacağız. Tamam izole yaşasınlar, ama izole yaşamın da bir çok türleri var. Onları hatırlamak içinde belki böyle bir şey yaşanmıştır”

Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı

Bu haber 550 kez okundu.
Diyarbakır - 13:00 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.