Gök gürültülü hafif yağmurlu
  • EURO 6.57
  • DOLAR 5.81

Güvenli bölge ve Yeni Suriye Anayasası

Diyarbakır - 12 Şubat 2019 10:14 A A

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’ye 32 km uzaklıktaki savaşın son cephesi olan Münbiç’i 5 Mart tarihine kadar bekleyecek. İki aydan bu yana kentte inanılmaz bir karmaşa var. Güneyde Suriye hükümetinin bayrağının yanında Rus bayrağı dalgalanıyor. Rus birlikleri şehrin batısında Halep’e giden yol boyunca bir tampon bölge kurulmasını garanti ediyor. Kuzeyde ise Amerikan özel timinin üssünde Amerikan bayrağı dalgalanıyor ve onlar da YPG/SDG ile birlikte Sajor Nehri’ndeki cephede devriye geziyor. Diğer taraftan da TSK ve ÖSO birlikleri, ABD’nin kuzeyde konuşlandırılmış iki bin askerini çekmesinin ardından yapılacak hamleye hazırlanıyor. Kelimenin tam anlamıyla Münbiç Ortadoğu’nun kuşatma bölgesi gibi… Herkes planlarla tetikte bekliyor.

Bu arada elbette ABD çekilirken geride oluşacak güç boşluğunun nasıl şekilleneceğine dair bir çok tartışma yürütülüyor. Washington’da güvenli bölgenin oluşturulmasına dair önemli bazı projeksiyonlar şimdiden şekillendirilmeye başladı. ABD, güvenli bölgeyi oluşturma planlarını ortaya koyarken bölgesel dengeleri top yekün Türkiye’ye teslim etme niyetinde de gözükmüyor.

Diplomatik kaynaklarımdan aldığım bilgilere göre, Suriye’nin “el Ghad akımı” lideri Ahmet Carba, ABD ve Türkiye’nin Fırat ve Dicle nehirleri arasında kurmaya çalıştığı “güvenli bölgede” yaklaşık 10 bin Arap ve terör örgütü PKK dışında kalan Kürt muhalif savaşçı konuşlandırılmasına yönelik bir plan hazırlandığını ve Erbil, Washington ve Ankara’nın bu kapsam içerisinde görüşme trafiğini yürüttüğü belirtiyor.

Ahmet Carba, güvenli bölgede Amerika’nın çekilmesiyle oluşacak boşluğu doldurmayı ve tüm tarafların çıkarlarını kesiştirmeyi hedefliyor. Carba’nın yaptığı görüşmelerin mahiyeti hakkında bilgi sahibi olan kaynaklarıma göre bu plan, güvenli bölgenin kurulması için Amerikan-Türk projesi karşısındaki başlıca düğümü çözmeyi amaçlıyor. Ancak Türkiye her şeye rağmen doğru tabirle sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yediği gibi tedbirli davranmak zorunda olduğu kanısındayım.

Trump’ın Suriye’den hızlı ve tamamen çekilme kararından haftalar sonra eşkali belirgin hale gelen bu plan, son dokunuşların yapılması için Washington’daki Amerikan-Türk komite toplantılarında ve DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon toplantılarında masaya yatırılacak. Bu planın genel hatları, Cerablus ile Halep’in kuzeyi ve Fişhabur arasında 500 km uzunluğunda ve 28-32 km derinliğinde güvenli bir bölgenin kurulmasını kapsıyor. Bahsettiğim bu alan, yaklaşık 15 bin kilometrekareye ve Lübnan’ın bir buçuk katı büyüklüğüne denk geliyor. Dolayısıyla kanımca askeri, lojistik ve siyasi desteğe önemli ölçüde ihtiyaç duyulacak.

Kaynaklarımdan aldığım bir başka bilgiye göre, bu plan Arap “el Nahba güçleri” ve Irak Kürdistan’ında eğitilen Suriye peşmergesinden 8-12 bin arasında silahlı grubun Dicle ile Fırat nehirleri arasına konuşlanmasını kapsıyor. Peşmergelerin önerilerini, etnik hassasiyetlerini de gözetmeyi amaçlıyor. Zira bu öneri, Arapların Rakka’ya bağlı Tel Abyad ve Haseke’ye bağlı Resulayn’da, Kürt savaşçıların ise Fişhabur ve Kamışlı’da konuşlanmasını içeriyor. Öte yandan da gerilimi azaltmak için peşmerge ile YPG arasında temaslar da sürüyor. Ancak Türkiye bu planda, Kandil’e doğrudan bağlantılı 7 bin teröristin bölgeden çıkarılmasını birinci şart olarak ortaya koyduğu söyleniyor.

Şu ana kadar aldığım bilgiye göre, bahsettiğim bu planın içeriği ve çerçevesi henüz net olarak oturmuş gözükmüyor. Zira Türkiye’nin önemle üzerinde durduğu konu önümüzdeki beş yıl yerel güçleri denetleyecek ve bölgede PKK’nın hareketliliğini engelleyecek 2 bin civarından askeri birliği, nereye ve ne koşullarda yerleştireceğini de çok iyi planlamak zorunda olduğunu düşünüyorum. Özellikle PKK’nın güç gösterisi yaptığı bölgelerde ağırlıklı olarak yer almanın ana hedef olması gerektiği kanısındayım.

Yeni Suriye Anayasası’nda son durum

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen Soçi’deki “Üçlü Astana Zirvesi’ne” hazırlık ve Suriye Anayasası dosyasını tartışmak maksadıyla, geçtiğimiz hafta İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif ile görüşmek için İran’ın başkenti Tahran’a ilk ziyaretini gerçekleştirdi.

Ortadoğu’nun nabzını çok iyi tutan bir Lübnanlı diplomatik kaynağım, Suriye rejimi Dışişleri Bakanı Velid el Muallim’in Suriye Anayasa’sını görüşmek üzere Tahran’ı ziyaret ettiğini belirtiyor. Suriye ve İran, siyasi geçiş süreci kapsamında Anayasa’da değişikliklere yol açacak endişesiyle uluslararası kararların uygulanmasına karşı çıkıyor. Dolayısıyla İran Suriye Anayasası’nı çok önemli bir mesele olarak görüyor.

İran, Suriye’nin mevcut Anayasa’da köklü değişikliklere veya yeni bir Anayasa ilan edilmesine Cumhurbaşkanı’nın geniş yetkilerinin azalmasına yol açabileceği endişesiyle taraftar görünmüyor. Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin azalması demek, Esad’ın yönetim kararlarında kısıtlanmasına neden olacağından, İran açısından tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Zira İran, Esad ile intifa sözleşmeleri imzaladı ve bu sözleşmeler İran’a, Suriye’deki fosfat madenlerini geliştirme izni veriyor. Bunun yanı sıra, Humus ve Tartus illerinde 12 bin dönümlük bir alana petrol ve doğal gaz istasyonları kurmak için yatırım anlaşmaları imzaladı.

Dolaylısıyla, Esad’ın yetkilerindeki anayasal kısıtlanma İran için oldukça tedirgin edici bir durumu gösteriyor. Genel olarak bakıldığında Suriye’nin yeni Anayasa Komitesi’nin önünde çok sayıda sorun yer alıyor. İran, kendi milli menfaatleri doğrultusunda herhangi bir tavizi, stratejik çıkarları açısından bir kayıp olarak görüyor. Kendi aleyhine olacak bir Rus-Türk uzlaşması ve böyle bir uzlaşmanın Batılı devletler ile bir anlaşmaya dönüşmesinden de endişe ediyor.

Suriye’nin yeni anayasasının hazırlanmasında İran tarafının endişelerinin bir başka nedeni de yeni anayasada, silahlı kuvvetlerin teşkiline ilişkin bazı detayların bulunmasından kaynaklanıyor. Çünkü İran, kendi kurduğu paralel milislere yatırım yapmak istiyor. Bu milislerin, Irak’taki Haşd el Şabi gibi mevcudiyetini sürdürmesi ve Suriye Anayasası’nda bu gibi oluşumların yasal olduğuna dair belirli maddelerin eklenmesi veya bunların Suriye ordusunun bünyesine dahil edilmesi için böyle bir çaba içerisinde gözüküyor.

Söz konusu maddeler, İran’daki siyasi ve askeri kesim için önemli bir noktayı teşkil ediyor. Ancak bu istek kanımca Moskova dahil olmak üzere Arap ülkeleri ve Türkiye gibi aktörler tarafından kabul görmeyecektir. Bu nedenle İran’ın süreçteki rolünü dikkatle izlemekte yarar görüyorum.

(Çetiner ÇETİN’in Yazısı-Habertürk)

Bu haber 470 kez okundu.
Diyarbakır - 10:14 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.